Hayata Sarılmak
  • OğulcanÇimrin
    • Oğulcan Çimrin
    • cimrinn.ogulcan@gmail.com
    • 6 Mart 2020 - 11:37:08

Yıllardır Türkiye’de ve dünyanın birçok noktasında kutlanıyor 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü. Bu günü coşkuyla, sevinçle kutlamak yerine gün geçtikçe daha buruk bir şekilde anmaya başlıyoruz. Her ne kadar kutlama dense de günümüzde sonu gelmeyen kadın cinayetlerini anma etkinliğine bürünüyor 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Neden 8 Mart diye düşüneniz olmuştur elbet.

Tarihte geriye gittiğimizde 8 Mart 1857 yılı bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçilerinin insani koşullar altında çalışmak için başlattıkları grevi ve trajik bir şekilde can vermelerini sembolize ediyor. Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin 1910 tarihinde bu konuyu gündeme getiriyor ve Birleşmiş Milletler tarafından da 16 Aralık 1977 yılında 8 Mart günü Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak kabul ediliyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü, geçmişten ve günümüze kadar uzanan bir hak arayışı olarak devam ediyor. Nasıl ki geçmişte haklarını arayan kadınlar var ise günümüzde de aynı savaşçı ruhuna sahip, hakkını arayan kadınlar var. Bu kadar hak kavramından bahsetmişken gerçekten kadınlar haklarını arayabiliyor mu? diye sormak gerekiyor.  Günümüzde artık hakkını savunabilen kadınlardan değil hakkını ararken öldürülen, tehdit edilen, işinden atılan, cinsel saldırıya ve şiddete uğramış kadınlardan bahsediyoruz.

Gün geçtikçe olmamasını dilediğimiz ama bazen de bile bile göz yumulan adeta tehlikeyi çağıran bu şiddet ne kadar vahim bir noktada olduğumuzun bir göstergesi olarak yüzümüze çarpıyor. Geçtiğimiz seneye baktığımızda 474 kadın öldürülmüş. 474 kadın cinayetinin 27’si ekonomik bahaneyle, 114’ü eşinin veya sevgilisinin barışma isteğini reddetmesine dayanıyor. Bu tablo bizlere kadınların ancak öldüğü zaman seslerinin duyulduğunu, toplumda görünür olduklarını gösterir vaziyette. Mesela Emine Bulut’un ölmeden önce yaşadıklarından haberdar değildik. Hayatı, boşanmak istediği erkek tarafından çalınan bir kadın. Sesi yeteri kadar yankılanabilseydi toplumda belki şu an aramızda olacaktı. Bu yükü sadece topluma yüklemek anlamsız kalır. Toplumda yankılanan bu sese devletin de kulak vermesi ve önlemler alması gerekiyor. Elbette devlet tarafından alınan önlemler vardır fakat ne kadar ciddi ve caydırıcı tartışılır bir konu.

Başka bir örnekte Ayşe Tükrükçü’yü de konuşabiliriz. Devlet tarafından yok sayılan ve ikinci sınıf insan muamelesi gören bir kadın. Evlendiği erkek tarafından geneleve satılıp yıllar boyunca sesini duyurmaya çalışan bir insan Ayşe Tükrükçü. Ankara’da TEDx’de herkesin izlemesi gereken bir konuşma yapmıştı ve konuşmasında sadece devletle değil toplumla da sorunlarının olduğunu söylemişti. Toplumda sesini duyuramazken devlete de duyurabilmesinin anlamsız olduğunu dile getiriyor aslında. Hayata Sarıl Lokantası ile toplumun ve devletin kendisine yaptığını yapmayan Ayşe Tükrükçü, kendisi gibi bireylere ve evsizlere sıcak yemekler dağıtıyor ve onların sesi olmaya çalışıyor. 8 Mart yaklaşmışken kadınlara sadece çiçekleri değil bu çiçekleri yeşertebilecekleri bir dünyayı da armağan etmeliyiz.

Kadınların, hak mücadelelerinin zaferlerini duyabileceğimiz, toplumda seslerinin yankılandığı, yok sayılmadığı nice 8 Mart’a ve günlere.

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla

Reklam alanıdır
ÖNE ÇIKANLAR
    Üye Girişi
    • Kullanıcı Adınız
    • Şifreniz