MGC, Mumcu’yu andı
MGC, Mumcu’yu andı

Mersin Gazeteciler Cemiyeti (MGC), Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’yu ölümünün 27’nci yıldönümünde Atatürk Parkı’ndaki anıtı başında andı. Anma etkinliğinde konuşan MGC Başkanı R. Kaya Tepe, “Uğur Mumcu, bütün hayatı boyunca özgürlük, demokrasi, Atatürk ilke ve inkılapları uğrunda mücadele etmiş, bunu gazetesinde ve kitaplarında yazmış bir büyüğümüz. Zor şartları fazlasıyla dile getirmiş, bundan 30 yıl önce söyledikleri şimdi tek tek ortaya çıkıyor. Bunu o zamanlar anlayabilmek lazımdı” dedi.

Haber-Sevcan AKGÜL

 

Ankara’da 27 yıl önce evinin önünde arabasına konan bombanın patlaması sonucu katledilen Araştırmacı Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu, Atatürk Parkındaki anıtı önünde anıldı. Birçok MGC üyesinin katıldığı anma etkinliğinde konuşan MGC Başkanı R. Kaya Tepe, Ocak ayında bir taraftan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutlarken, diğer taraftan çalışırken öldürülen gazetecileri andıklarını ifade etti. Ocak ayının gazeteciler için dramatik bir ay olduğunu ifade eden Tepe, “Metin Göktepe, Hrant Dink ve Uğur Mumcu’nun çalışırken öldürülen gazeteciler. 24 Ocak 1993, bir soğuk Ankara günü Uğur Mumcu, karlı sokakta sabah evinden çıkıyor, arabasına biniyor ve kontağı çevirmesi sonrasında katlediliyor. ‘Gazetecilik zor bir meslek’ diyoruz. Bu zor mesleği ifa etmek, biz gazeteciler açısından her geçen sürede daha da sıkıntılı hale geliyor. Uğur Mumcu, bütün hayatı boyunca özgürlük, demokrasi, Atatürk ilke ve inkılapları uğrunda mücadele etmiş, bunu gazetesinde ve kitaplarında yazmış bir büyüğümüz. Zor şartları fazlasıyla dile getirmiş, bundan 30 yıl önce söyledikleri şimdi tek tek ortaya çıkıyor. Bunu o zamanlar anlayabilmek lazımdı” dedi.

“MÜCADELE GAZETECİLİĞİN RUHUNDA VAR”

Gazetecilerin önce gazeteciye sahip çıkmaları gerektiğine vurgu yapan Tepe, MGC olarak her yıl 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’yu anma programını gelenek haline getirdiklerini söyleyerek, “Uğur Mumcu, o dönemlerde internet yoktu, oturduğu yerden bütün haber kaynaklarına erişme şansı yoktu ama çalışırdı, sahada olurdu, araştırırdı. Şimdiki şartlarda gazetecilik yapan arkadaşlarımızın, o zamanlar daha zor şartlarda gazetecilik yapan büyüklerimizi örnek almaları gerekir. Mücadele gazeteciliğin ruhunda var. Bizim de bunları uygulamamız lazım. Önümüzdeki dönemlerde anma törenlerinde daha fazla arkadaşımızın olacağına inanıyoruz” diye konuştu. Yapılan konuşmanın ardından tören, gazeteciler tarafından Mumcu’nun anıtına karanfil bırakmasıyla sona erdi.

UĞUR MUMCU KİMDİR?

Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, Kırşehir’de doğdu. İlkokulu Ankara Devrim İlkokulunda ve ortaokulu Ankara Bahçelievler Deneme Lisesinde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. 1961’de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1965’te tamamladı. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü’nü aldı. 1963’te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı olarak çalıştı. Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı “ordu uyanık olmalı” sözleriyle, “orduya hakaret etmek” ve “sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak” suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevinde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkûm edildi. Fakat bu karar Yargıtay tarafından bozuldu ve Mumcu serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra askerliğini yedek subay olarak yapması gerektiği hâlde, 1972-1974 yılları arasında Ağrı’nın Patnos ilçesinde, resmî tanımıyla “sakıncalı piyade eri” olarak tamamladı. Patnos’ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te “Gözlem” başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansında çalışmaktaydı. 1975 Mart’ında makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in hayalî mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. “Gözlem” başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe kitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosunda tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı “Büyüklerimiz” yayımlandı. 1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca’nın Papa’yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı. Türkiye’de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren’in imzalayanları “vatan hainliği” ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı. 1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 yayımlandı. 1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat – 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazan Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992’de Cumhuriyet’e döndü. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da Karlı Sokak’taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirdi. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir. Suikastı; İslami Hareket, İBDA-C, Hizbullah gibi örgütler üstlendi. Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, ‘cinayeti çözmenin, devletin namus borcu oldu’ğunu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastın failleri yakalanamamıştır.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
Reklam alanıdır
ÖNE ÇIKANLAR
    Üye Girişi
    • Kullanıcı Adınız
    • Şifreniz