“YAMAHA” PİYANOMUZUN ÖYKÜSÜ
  • İhsanToksöz
    • İhsan Toksöz
    • toksoz.yakamoz@gmail.com
    • 22 Aralık 2019 - 15:43:42

2009 yılında Mersin Opera binasında bulunan “YAMAHA” piyanoyla yaptığım hayali söyleşimi içeren aşağıdaki öyküm “AKOB” dergisinde yayınlandı. Piyano 2019 yılı içinde Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’ne nakledildi. 1500 kişilik büyük salonun arkasındaki odasına yerleştirildi. Şimdi arada bir bu muhteşem salonda sanatçılarla buluşuyor. Ancak artık oldukça yaşlandı. Yakınlarda bir söyleşim (!) olmadı piyanoyla ama yılların getirdiği yorgunluk ve rahatsızlıklarının olduğunu biliyorum. Geçen on yıl içinde esaslı bir bakımdan geçmedi. Buradan Yenişehir Belediye Başkanı Sayın Abdullah Özyiğit’e sesleniyorum. YAMAHAMIZI bir “doktora” göstersinler, Tuşları, telleri, ayak pedalları, sıkıştırma vidaları vd. yorgun organlarını elden geçirsinler. Kendine güveni artsın. Ömrünü uzatsınlar.

 

Bu arada yıllardır dillendirdiğimiz gibi Atatürk Kültür Merkezi’ne yeni bir Grand konser piyanosu alınmasının gerekliliğinin de bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor.

 

YAMAHA diğer iki küçük salona taşınamıyor çünkü tekerlekleri üzerinde çekilerek üzerinden geçirilebileceği gerekli bir geçiş platformu salonlar arasında düşünülmemiş plânda. Her konser 1500 kişilik büyük salonda yapılamaz. Diğer iki küçük konser salonu özellikle oda müziği konserleri için uygundur. Bu yüzden iki küçük salona da – uzmanlara danışılarak – iki piyano alınması gereklidir.. Yenişehir Belediyesi’nin bu konuda da gereğini yapması dileğimizdir.

 

YALNIZLIKTAN SIKILAN PİYANO*

Mersin’de Opera binamızda özel yapılmış bir odacıkta, 24 derece ısıya ayarlanmış klimatize bir ortamda koruma altına alınmış YAMAHA marka bir konser piyanomuz var. Rahmetli Hanri Atat’ın önayak olması ile satın alınan bu piyano Mersin Kültür ve Sanat Derneği’ne ait; ancak korunması MDOB yönetimince yapılıyor.

Nazlı bir gelin gibi çok ihtimam gerektiriyor piyanonun bakımı. Mart ayı AKOB konserimiz sırasında piyanoyu bize tahsis ederlerken, Mersin Kültür ve Sanat Derneği yetkilileri, piyanonun odasından çıkartılarak sahneye alınması, akort ettirilmesi ve tekrar odasına konulması konusunda beni görevlendirmişti.

Odasını açıp ışıkları yaktığımızda deri örtüsü altında piyanonun şöyle bir ‘gerindiğini’ hisseder gibi oldum. Tuhaf bir duyguydu bu. Ardından tekerlek kilitlerini açarak dışarıya çıkarıp örtüsünü açtığımızda ise ‘derin derin nefes aldığını’ düşündüm nedense. Diğer görevliyle itekleyerek sahnenin ortasına getirirken, tekerleklerini küçük bir kirişten atlatabilmek için kenarlarından hafifçe kaldırdığımızda ise bir ses duydum.

Hoop!  Ooops!…

Çevreme baktım, kimseyi göremedim. Görevlide ise herhangi bir tepki yoktu. Bir şey duymamıştı. Tedirginleştim. Avuçlarım ısınmış ve terlemişti. Kapağını açtığımızda sanki ferahlama ifadesi bir ses daha;

Ohhh!…

Birisi benimle dalga mı geçiyor diye bir kez daha etrafıma kuşku ile bakındım. Kimsecikler yoktu. Bu arada görevli piyano sandalyesini getirmek için içeriye girmişti. Piyano şişesinden yeni çıkmış bir cin muzipliği ile bana gülümsüyordu sanki. Bilinçsizce okşadım kendisini, elim yanlışlıkla en sağdaki tuşa bastı!  Yine bir ses, bu kez oldukça tiz ve belirgin bir çığlık sesi yankılandı salonda.

Ayyy!…

Afalladım, ürpererek elimi çektim. Ses bir tür kıkırdama yankılarıyla son buldu.

Piyano konuşuyordu benimle! Tekrar, ama bu kez isteyerek, sağ elimin beş parmağını rastgele tuşlara bastırırken, sol elimle nota sehpasını tuttum. Yine bir kıkırdama ve ardından ilk cümle geldi piyanodan:

Hişşt!.. Şaşırma sakın! Ben herkesle konuşmam ve herkes beni duyamaz!

Çenem şaşkınlıktan aşağıya sarkmıştı. Toparlanmaya çalıştım, elim yine kaydı, bu kez pes perdeden bir uyarı geldi:

Dikkat et lütfen!

Bu ilginç deneyimi kimseye anlatmamalıyım diye düşündüm. Delirdiğimi düşünürdü herkes.

Cevabı piyanodan geldi:

Hayır, seni seçtim ve sen benimle konuştuklarını herkese anlatacaksın!

Düşüncelerimi de okuyordu!  “Ama nasıl olur?” demeye kalmadı, devam etti piyano:

Benim duygularımı ve sıkıntılarımı herkes bilsin istiyorum.

Ve o anlattı, ben dinledim. Hatırlayabildiklerimi özetle aşağıda aktarıyorum.

Piyanomuz her konser öncesi Mersin Kültür ve Sanat Derneği’nce görevlendirilen bir kişi tarafından odacığından sahneye taşındığını, kapağı açıldığında sahnenin ve salonun özlediği kokusunu derin derin içine çektiğini söyledi bana. Görevlinin gözetiminde yöremizdeki bir uzman tarafından akort edilirken uzun süre hareketsiz kalan vücuduna yetkin eller tarafından masaj yapıldığını düşleyerek baştan ayağa nasıl tir tir titrediğini söylerken, sanki o anı yaşamakta olduğu hissine kapıldım.

‘Masaj’ sonrası kan dolaşımı ve nefes alışları hızlandığında ise özlediği sahne ışıkları altında sanatçının sandalye boyunu ayarlayarak kendisi ile oynaşmasını nasıl beklediğini keyifle anlattı bana. Bazen yumuşacık dokunuşlarla tuşlarının sevildiğini, bazen haşin ve hoyrat eller tarafından hırpalandığını söylerken, o anın tadını çıkarıyor gibiydi.

Bana bir de sır verdi. Kendisi eşeyseldi ve sanatçının erkek ya da kadın olması onun için fark etmemekteydi.. “Ben biraz da teşhirciyim“  diye ekledi. Aldığı keyfi derinden gelen seslerle harmanlayıp notalarla bize aktarmaktan zevk aldığını söylerken, siyah gövdesinin yanları sanki al al olmuş, utanmış gibi geldi bana.

Ahh şu kompozitörler“ dedi, “Bir enstrümanın hangi notalarla zevkleneceğini nasıl da biliyorlar. Üstelik binlerce kompozisyon var. Buna birde her sanatçının özel yorumunu eklersek!”

Tam kendisi için en favori bestecinin kim olduğunu soracakken dilimi tuttum. Özel yaşamına girmemeliydim. Fettanca kıkırdadı piyano. ”Ohhoo.” dedi. “Hele bir de orkestra ile iken diğer enstrümanların tezahüratı yok mu?”

Konser bitiminde gelen çiçeklerin aslında ona geldiğini düşünmekteydi. Mevsimine göre birkaç gül yaprağı, kasımpatı, zambak yaprağı, buket dolgusu olarak kullanılan yeşil, beyaz, alacalı küçük dalcıklar üzerine düştüğünde oltu taşı misali pırıldayan siyah gövdesi ile onları sarıp sarmalamak istediğini söyledi bana.

Alkışlar da onaydı. O an hiç bitmesin diye sanatçının bis parçası çalması için canının seyirci ile birlikte ritim tutmak istediğini anlattı. Her konser sonrasında tuşlarının, gövdesinin, tellerinin ve pirinç aksamının sahne ışıkları altında izleyiciye keyifle gülümsercesine ışıl ışıl pırıldadığını, konser sonrası tekrar odasına alınacağında ise büyük bir hüzün duyduğunu anlattı. Işıklar kararacak ve örtüsü kapanarak karanlığa gömülüp bir diğer konsere kadar tekrar yalnızlığa terk edilecekti çünkü.

O ‘Mersin Kültür Merkezi’mizin tek konser piyanosu… Alındığı günden bu yana çok çilekeş bir yaşamı olduğunu söyledi bana. Ortamından dışarıya hiç taşınmaması gerekirken birkaç kez konser salonunun dışına taşınmış… Yurtdışında piyanoların yerlerinden taşınmadığını, çok zorunlu hallerde özel askılıkları olan, bu iş için eğitilmiş piyano taşıyıcıları olduğunu, önce ayaklarının söküldüğünü, klavyesinin zarar görmemesi için tuşlarının kilitlendiğini, battaniyelere sarılarak taşınacağı yere kadar kamyonda özel bir kızak üzerinde kapağının zarar görmemesi için yan olarak yatırıldığını anlattı.

Mersin’de ise ayaklarının üzerinde kamyona konduğunu, sarsıntılarla tüm balansının bozulduğunu, indirme ve bindirmelerde canının yandığını yüzünü buruşturarak söyledi.

Yan yatırılıp özel askılı kişilerce taşınabilse her kapıdan girebileceğini, bu yapılmadığı için bina girişlerinde sorunlar yaşandığını, bir keresinde kızaklar üzerinden merdivenlerden kaydırılırken düştüğünü ve her tarafı bere içinde açık havada, yağmur altında, üstü naylon bir örtü ile kapalı olarak beklerken üşüterek nasıl hasta olduğunu, üzgün bir sesle anlattı.

Rutubetin ve evinin dışına taşınmasının kendisine ne kadar zararlı olduğunu kimsenin düşünmediğini söyledi. Neyse ki yurtdışından gelen ünlü bir doktor tarafından tedavisi yapılarak tekrar yaşama kavuşmuş…

O ilk geldiği günden beri Mersinimizdeki birçok etkinlikte müziksever kentlimize hizmet vermenin gururunu taşıyor. Ancak daha uzun yıllar hizmet verebilmek için kent yetkililerinin sağlığına dikkat etmelerini bekliyor. Sağlığı elverdiğince bundan böyle de her konserde sanatçıların tuşlarına dokunuşlarında en güzel, en yumuşak, en ateşli, en duygusal, en renkli sesleri çıkararak konser salonumuzu dolduran müzikseverleri başka dünyalara götürmek, bizleri sarmalayıp kendi içine çekmek, bizlerle bütünleşerek anıları ile tekrar karanlık odasına çekilerek bir dahaki konsere kadar enerji depolamak istiyor.

Yorgun bir savaşçı O. Elçiye zeval olmaz diyerek piyanomuza verdiğim söz üzerine sizlere bunları duyuruyorum. Son bir mesajı daha var oltu taşı pırıltılı piyanomuzun. Yalnızlıktan sıkılmış artık. Bir arkadaş, arada bir yükünü üzerine alabilecek bir dost, zaman zaman ayni sahne ışıkları altında düo piyano sanatçılarıyla da birlikte olabileceği bir başka piyanonun düşlerini kuruyor.

Uluslararası bir müzik festivali olan bir kente daha fazla konser salonu ve piyanolar gerekiyor. Bu ihtiyaç çeşitli platformlarda sık sık dile getiriliyor. Mersinimize ülkemiz ve dünya sanat çevrelerinde daha seçkin bir yer kazandırmak için yeni bir konser piyanosu alınması için yetkilileri göreve çağırıyorum.

Ben burada kartopunu yuvarlıyorum. Bunun bir çığa dönüşmesi için kentlimizin eskiden olduğu gibi büyük desteğine ihtiyacımız var. Bir kere başardık. Bir kez daha başarabiliriz.

Bakalım ilk işaret fişeği nereden gelecek?

*  AKOB KÜLTÜR VE SANAT DERGİSİ 2009 / 2.Sayıda yayınlanan bu öyküden sonra on yıl geçti. 2017 yılında Mersin Devlet Opera ve Balesi’ne bir “STEINWAY AND SONS” piyano alındı. 18. Mersin Uluslararası Müzik Festivali’nde 10 Nisan 2019 tarihinde Pekinel Kardeşlerle yapılan açılış konserinde YAMAHA, STEINWAY piyano ile birlikte iki piyano konserinde kullanıldı. (Bu anı da öyküleştirmek istedim ama bir türlü olmadı). Varın Siz YAMAHA’nin hangi duygular içinde o konserde kıvandığını zihninizde kurgulayın artık.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
Reklam alanıdır
ÖNE ÇIKANLAR
    Üye Girişi
    • Kullanıcı Adınız
    • Şifreniz